21 Ocak 2015 Çarşamba

Drama Projesi "Ceviz Nine"

İLK HAFTA

(El ve S'nin spiker olup haberleri sunmasından sonra)


M: Aslında hep beraber de yapabiliriz, tiyatro yapabiliriz !?...

Merve: Nasıl yapabilirsiniz?

H: Yedi Cüceleri yapabiliriz.

Merve: Kendiniz de bir şeyler üretip oynayabilir misiniz?

M: "Ceviz Nine"yi yapabiliriz (atölyede oynadığı ilk malzemeler olan kumaşlarla "nine" olmuştu).

Merve: Harika bir fikir!

"Ben ceviz nine olmak istiyorum!" nidaları :)

Merve: Peki başka kimler vardı o şarkıda?

"Fareler... Dolap!.."

Biri "Ceviz Nine" oldu. Diğerleri de fareler ve dolap! :)
(Dönüşümlü olarak Ceviz Nine olacakları konusunda fikir birliğine vardık.)

Sabah kumaşlarla nine olan tecrübeli M El'i Ceviz nine olması için hazırlamaya başladı. Diğerleri de kendi kostümlerini kumaşlarla yapmaya başladılar.

Ve 3-2-1-Motor!

Bir yandan şarkıyı öğrenirken bir yandan oyunu oynamaya başladılar. Hem kikirdediler, hem oynadılar. Şarkıyla beraber, diyalogsuz, sessiz sinema kıvamında bir oyun çıktı ortaya. Chaplin filmleri gibi :D


İlk atölyemizde çocuklara öğrettiğim "Ceviz Nine" şarkısını tiyatro oyununa çevirmek isteyen çocuklarla o gün drama çalışmalarına başlamıştık. Karakterleri paylaşıp kostümlerini hazırlamaktan, bir yandan şarkıyı söyleyip diğer taraftan sözleri dramalaştırmaktan oldukça keyif almışlardı. Oyunlarını daha da geliştirip kostümler dikerek annelerine oynamak istediklerini söylemişlerdi. 


Bu atölyede de bir yandan "Bizim Atölyemiz" tablosunu yaparken konu bir ara tiyatro oyunumuza geldi;
El: Ceviz Ninenin tiyatrosunu gölge oyunuyla da yapabiliriz!

Merve: Nasıl yapabilirsiniz?

El: İşte böyle...

Masanın üzerine tülü yerleştirip arkasına lambayı koydu ve ışığı açarak gölge oyunu oluşturdu. (bu projenin tüm yazılarında olacak olan yukarıdaki fotoğraf)


H: Biz oraya nasıl sığacağız E?

El: Bilmem... O zaman biz de kuklalarla yaparız. Fare kuklası, nine kuklası...

Ceviz nine oyunuyla ilgili bu fikir burada kaldı. El çok heyecanlanmıştı, arkadaşları ise tabloyu yapmaya odaklanmıştı o sırada. El bir önceki çalışmada kostümleri hazırlamak için kumaşları dikebileceğimizi de söyleyen kişiydi. Kostüm ya da kukla, bu projede dikim olacağa benziyor. İleriki aşamalarda çocukları, özellikle de El'i bu konuda provoke edebilirim.


Atölyenin sonlarına doğru "Ceviz nine"yi oynamak için çok heyecanlanan, hemen kumaşlara koşup kostümler yapmak isteyen çocuklara ilk önce oturup nasıl yapacağımızı konuşmayı teklif ettim.

Kimin hangi karakteri canlandıracağı belli değildi. Hatta oyunda hangi karakterlerin olduğu da karışıktı. Bu karışıklığı düzeltmek için önce karakterlerin kimler olduğunu sordum. Bir liste çıkarmaya başladık;

Karakter Listesi:

- Ceviz Nine
- Fareler
- Torba Başı (!)
- Cevizler
- Dolap

Kafalar biraz karışıktı anlayacağınız. Bu sohbeti yapmamız o nedenle çok iyi oldu. Cevizleri ve dolabı ilk olarak karakterlerden biri gibi söyleyip daha sonra vazgeçip üzerini çizdirdiler.

Aslında bence daha da önemlisi şuydu, şarkıda geçmemesine rağmen "Torba Başı" gibi bir karakter ortaya çıkmıştı geçen haftadan beri. Bu karakteri geçen hafta için atölyemize katılan N üretmişti. Kendisi de onu canlandırmıştı. Ancak neydi ki bu "Torba Başı"? Nasıl bir karakterdi? 



H: Torba başı da torbaları taşıyan fare... diyerek kalkıp taklidini yaptı.

Torba başı bir fare idi! Geçen hafta ise kimse kim olduğunu sormamıştı ancak biri sorsaydı eğer, torba başının fareden çok dolap olduğunu söylerdik. (Videoda geçen haftaki torba başının dolap gibi bir köşede beklediği görülüyor)

Torba başının farelerin içinden torbayı taşıyan fare olduğunu kararlaştırdıktan sonra oyunu yazmaya başladık, El, H ve S söylediler, benim de yazmamı istediler;

Ceviz Nine: Ben bunları saklayayım da fareler yemesin. (cevizleri saklar) 
                  Hala içim rahat değil, belki fareler yiyebilir.

Fare 1: Bakın arkadaşlar, ceviz nine ceviz saklamış, görmeden aşıralım da yiyelim.

Fare 2: Tamam arkadaşlar, diğer farelere de haber verelim.

Fare 3: Bence ben "gözlemci fare" olayım da, siz girin, ben dışarıda kalıp ceviz nineyi gözleyeyim. (H'nin fikri)

Fare 1: Arkadaşlar unutmayalım, bunları bölüşeceğiz!

Fareler torbanın yanına gider.

Torba Başı: Arkadaşlar, hızlı olun da ceviz nine bizi görmesin...


Bu noktada çocukları durdurdum. Olaylar daha karışmadan buraya kadar yazdıklarımızı oynamayı önerdim. S ceviz nine olmak istedi, H  ceviz ninenin gelip gelmediğine bakan gözlemci fare oldu, El torba başı, AY de fare oldu ve oyuna başladık:

CN : Ceviz Nine (S)
GF : Gözlemci Fare (H)
TB : Torbacı Başı (El)
Fare 1 : AY

3-2-1-MOTOR

(Ceviz nine olan S cevizleri ağaçtan toplayarak oyuna başladı! Eve girip cevizlerini saklar)

CN: Çok topladım, bu cevizler benim kış için lazım. Kışın yerim de daha iyi olur. Bunları dolaba dökeyim kimse görmesin...

H'den sufle: Burada senin için rahat değil, fareler her an yiyebilir.

CN: Fareler burada bunları her an yiyebilir. Bence ben başka dolaba saklayayım, dolabı kilitleyeyim. 
       (evden çıkarken) Ben şimdi gideyim, fareler gelmesin. Bu evi ilaçlayayım, fareler gitsin!

GF: Arkadaşlar, arkadaşlar ceviz nine dolaba ceviz saklamış. Haydi gidelim biraz da yiyelim!

TB: (elinde torbasıyla) Ama evi ilaçlamış herhalde, baksana kokuyaaa...

GF: Boşver burnumuzu kapatırız. 
(Elleriyle burunlarını tuttular)

TB: Ya da maske takalım!
(Maske takar gibi yaptılar)

GF: (TB'na) Sen dışarıda dur ben de getiriyorum cevizleri!

(TB elindeki poşeti GF'ye verdi. GF ve AY içeri girdiler)

GF: Haydi, kuyruğumuzla açtık, çık çık çık (kilidi kuyruğuyla açtı)
       (Cevizleri torbaya koyup çıktılar.)
       A.Y burnunu kapa, ev ilaçlanmış!
       Torbacı başı al, çabuk...

Kestik! ...

Buraya kadar yazmıştık, buraya kadar oynadık.

Yeni yeni fikirler çıktı oynarken çocuklardan.

Peki siz de ters giden bir şeyler fark ettiniz mi?

İpucu vereyim, karakterleri iyi takip ettiniz mi?

Etmediniz mi? Tekrar okumak isteyenler için oyalanıyorum şu anda :))

Şimdi şöyle açıklayayım, çocuklar yazarken karakterleri oluşturduklarında görev tanımlamalarını da yapmışlardı. Ancak oynarken oyunun heyecanıyla karakterler birbirine karıştı, gözlemci fare içeri girmek istedi torbacı fareyi dışarıda bıraktı. Torbacı fare de buna itiraz etmedi, gözlemci fareye elindeki torbayı uzattı, kendisi gözlemci fare oldu.

Merve: Hmmm... Sizce nasıldı? ... Herkes kendi karakterini oynayabildi mi?

H: Hayır. Ben içeri girdim. ...

Cevap yine H'den gelmişti. Bu soruyu sormamın 2 nedeni vardı;
1. Oyunun kuralları varsa, o kurallara sadık kalınmadığında karışıklık çıkacaktır. Kaos ortamının oluşmaması için koyduğumuz kurallara uymamız gerekir. Uymayacağımız kuralları, sınırları neden koyarız? Karakterlerin görev tanımlarını neden yaparız o halde?
Kurallara uymak istemiyorsak serbest çalışma da yapabiliriz, doğaçlama oynayabiliriz.

2. Öte yandan diğerlerinin haklarına, karakterlerine, karar ve isteklerine saygı göstermek de öğrenmemiz gereken ilk şeylerden olmalı. Özgür olmalıyız evet, ama başkalarının özgürlüklerine zarar vermeden.
El, kendini hemen ifade edebilen bir çocuk değil. Sohbetler sırasında fikri olsa dahi arkadaşlarının susmasını bekler. Arkadaşları susmadığında söz hakkı için dayatmaz, konuşamasa da sesi çıkmaz.
Oyunda da kendi karakteri elinden aniden alındığında hemen kabullendi.
Uyum içinde oynamak/çalışmak çocuklar için ne kadar önemli ve gerekliyse, yeri geldiğinde "Hayır!" diyebilmek de o kadar önemli ve gerekli.

Sorum üzerine gelen cevapla bunları anlatmaya başlamadım çocuklara elbette :)

Tekrar oyunu oynamak isteyip istemediklerini sordum. Tabii ki istediler. Senaryomuza bakmasalar da karakterler bu sefer düzeldi ve kendi karakterlerini geliştirmeye başladılar. Bize de önümüzdeki atölyede konuşmaya sohbet konusu çıkmış oldu.

Projemizi daha da geliştirerek oynamaya devam edeceğiz.

Not: "Haklar" ve "özgürlükler" konularında sohbete ihtiyacımız var!

20 Ocak 2015 Salı

Kavram Sohbetleri - iyi & Kötü


Merve: İyi ne demek?

H: Mesela birisi çok yardıma ihtiyacı var, mesela yatacağı yer yok, mesela ona verebilirsin.. Giyeceği elbise yok, sürekli yırtılmış, mesela kullanmadığın elbiseleri verebilirsin. Bu Afrika'larda oluyor, hani okuduğumda, öyle yardımlarda bulunabilirsin.

S: Mesela hani yaşlılar var ya, mesela onların beli ağrıyorlar, mesela pazardan geliyorlar, belleri ağrıyor, mesela onlara bir yardım edebiliriz, onları taşıyabiliriz evine kadar götürebiliriz. Mesela çocuk öksüz kalmış, bir şeysi yok, hiç bir şeyi yok, böyle ağlıyor, zırlıyor, mesela ona bir şey verebiliriz.

E: Güzel şeyler... Mesela yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmek...

O sırada AY yanımıza geldi ve konuyu kesti, ben de ona sordum soruyu;

Merve: İyi ne demek?

AY(3,5): Bacağı ağrıyanların, çok meyve doldurmuş pazar arabasına, ve daaa bu kadar, beli ağrıyor...

Merve: Peki kötü ne demek?

AY: Kötü... Ağlayanların... Ağlayanların...

Merve: Hmm.. Ağlayanların? 
...
Merve: Kötü mü hissediyorlar?

AY: Evet.

Merve: Peki sizce kötü ne demek?

S: Mesela arkadaşın ağlıyor, mesela sen onu itmişsin, kendi kendine böyle yokuştan yuvarlanmış. O zaman ona bir yardım etmelisin, annesine götürmelisin.

Merve: Kötü ne demek ama?

S: Mesela ona yardım etmeyen. Ona vuran.

H: Ona zarar veren. Hırsızlık yapan, yalan söyleyen, insanların canını inciten... Mesela sürekli saygısız davranan, argo kelimeler kullanan...

(O sırada E parmak kaldırıp arkadaşlarının sözünün bitmesini bekliyor)

E: Çirkin kelimeler kullanan, iyi olmayan davranışlarda bulunan...

Merve: Kötülük neden kötü?

S: Çünkü her şeyin ters gider.

Merve: Ters gider.. Nasıl ters gider?

S: Kötü davranış yaparsan, mesela içine başka bir şey yaparsan, mesela en iyisini atarsan, mesela onun ortasını daha iyi yapman gerekir. Ama çok şey yaparsan (gülmeye başladılar) böyle arkadaşlarına da şey olur...

Merve: Ne olur?

S: (H'ye baktı, H "ayıp" dedi) Ayıp olur.

Merve: Ayıp ne demek? 

S: Ayıııpp..

H: Ayıp olmaaaz!

Merve: Ayıp ne demek peki?

H: Ayıp... Ne demek... Mesela çok kötü bir şey yapıyorsun, utanmadan böyle bir şeyler yapıyorsun arkadaşına karşı, buna ayıp deniyor. Çok ayıp yani.

S: Öğretmenine de bir ayıplık yapıyorsun yani...


"Bizim Atölyemiz" ve "Kavram Sohbetleri"


Çocuklar bir önceki atölyede kararlaştırdıkları gibi "Bizim Atölyemiz" tabelası için malzemelerini hazırlamış, heyecanla yapmayı bekliyorlardı. Ben de o günün müziğini açtım ve masaya yanlarına oturdum. Sohbeti de o sırada yapmaya başladık. Bir önceki haftada kar tatilinde neler yaptıklarını, karla nasıl oynadıklarını anlattılar. İçlerinden biri müziğin kendisinde oluşturduğu hissi anlattı;

H: Bu şarkı insana konsantre veriyormuş gibi... Hani filmlerde olur ya, hani cesaretlenirler ya, prens prensesi kurtarır... Onun gibi...

Müziğin etkisi atölye çalışmalarında gerçekten belli oluyor. Ortam daha bir sakinleşiyor, karmaşadan uzaklaşıyor. Anlatmak istediklerini daha iyi anlatabiliyorlar, her dillerini (söz, yazı, resim, hareket, dans vs.) daha iyi kullanabiliyorlar. Çocuklar daha fazla odaklanarak işlerini yapıyorlar, H'nin de dediği gibi. O günün müziğini dinlemek isterseniz tıklayınız. Videosunu projektör ile büyük duvarımıza yansıtmış, bir yandan sohbet edip bir yandan çalıştığımızı düşleyebilirsiniz...

Çocuklar birlikte hazırladıkları "Bizim Atölyemiz" tablosunu atölyede kapıdan girince en görünür olacak yere asmakta karar kıldılar. Bunun için H tabloyu tutarken biz de atölyeden çıkıp tekrar kapıdan içeri girdik ve tablonun görünürlüğünü onayladık :)

"Bizim Atölyemiz" tablosunu yaparken konu bir ara tiyatro oyunumuza geldi;

E: Ceviz Ninenin tiyatrosunu gölge oyunuyla da yapabiliriz!

Merve: Nasıl yapabilirsiniz?

E: İşte böyle...

Masanın üzerine tülü yerleştirip arkasına lambayı koydu ve ışığı açarak gölge oyunu oluşturdu.


H: Biz oraya nasıl sığacağız E?

E: Bilmem... O zaman biz de kuklalarla yaparız. Fare kuklası, nine kuklası...

Ceviz nine oyunuyla ilgili bu fikir burada kaldı. E çok heyecanlanmıştı, arkadaşları ise tabloyu yapmaya odaklanmıştı o sırada. E bir önceki çalışmada kostümleri hazırlamak için kumaşları dikebileceğimizi de söylemişti. Kostüm ya da kukla, bu projede dikim olacağa benziyor. İleriki aşamalarda çocukları, özellikle de E'yi bu konuda provoke edebilirim. (Ceviz nine oyunu atölyenin sonunda tekrar hız kazandı)


Tabloyu yaparken sohbet sırasında onlara bir kitap getirdiğimi de söyledim. Çocuklarla "İyi" ve "Kötü" kavramları üzerine konuşmak için getirmiştim bu kitabı. E de kendi kitabından şiirler okumak istediklerini söyledi. Tablo bitince önce onlar o kitaptan sırayla şiir okumak istediler. Daha sonra da benim kitabımı okuyup sohbete başladık;

Merve: İyi ne demek?

H: Mesela birisi çok yardıma ihtiyacı var, mesela yatacağı yer yok, mesela ona verebilirsin.. Giyeceği elbise yok, sürekli yırtılmış, mesela kullanmadığın elbiseleri verebilirsin. Bu Afrika'larda oluyor, hani okuduğumda, öyle yardımlarda bulunabilirsin.

S: Mesela hani yaşlılar var ya, mesela onların beli ağrıyorlar, mesela pazardan geliyorlar, belleri ağrıyor, mesela onlara bir yardım edebiliriz, onları taşıyabiliriz evine kadar götürebiliriz. Mesela çocuk öksüz kalmış, bir şeysi yok, hiç bir şeyi yok, böyle ağlıyor, zırlıyor, mesela ona bir şey verebiliriz.

E: Güzel şeyler... Mesela yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmek...

O sırada AY yanımıza geldi ve konuyu kesti, ben de ona sordum soruyu;

Merve: İyi ne demek?

AY(3,5): Bacağı ağrıyanların, çok meyve doldurmuş pazar arabasına, ve daaa bu kadar, beli ağrıyor...

Merve: Peki kötü ne demek?

AY: Kötü... Ağlayanların... Ağlayanların...

Merve: Hmm.. Ağlayanların? 
...
Merve: Kötü mü hissediyorlar?

AY: Evet.

Merve: Peki sizce kötü ne demek?

S: Mesela arkadaşın ağlıyor, mesela sen onu itmişsin, kendi kendine böyle yokuştan yuvarlanmış. O zaman ona bir yardım etmelisin, annesine götürmelisin.

Merve: Kötü ne demek ama?

S: Mesela ona yardım etmeyen. Ona vuran.

H: Ona zarar veren. Hırsızlık yapan, yalan söyleyen, insanların canını inciten... Mesela sürekli saygısız davranan, argo kelimeler kullanan...

(O sırada E parmak kaldırıp arkadaşlarının sözünün bitmesini bekliyor)

E: Çirkin kelimeler kullanan, iyi olmayan davranışlarda bulunan...

Merve: Kötülük neden kötü?

S: Çünkü her şeyin ters gider.

Merve: Ters gider.. Nasıl ters gider?

S: Kötü davranış yaparsan, mesela içine başka bir şey yaparsan, mesela en iyisini atarsan, mesela onun ortasını daha iyi yapman gerekir. Ama çok şey yaparsan (gülmeye başladılar) böyle arkadaşlarına da şey olur...

Merve: Ne olur?

S: (H'ye baktı, H "ayıp" dedi) Ayıp olur.

Merve: Ayıp ne demek? 

S: Ayıııpp..

H: Ayıp olmaaaz!

Merve: Ayıp ne demek peki?

H: Ayıp... Ne demek... Mesela çok kötü bir şey yapıyorsun, utanmadan böyle bir şeyler yapıyorsun arkadaşına karşı, buna ayıp deniyor. Çok ayıp yani.

S: Öğretmenine de bir ayıplık yapıyorsun yani... 

Çocuklarla bu gibi kavramları sohbetler açarak konuşmak hem onların bu kavramlar üzerine daha fazla düşünüp yoğunlaşmasına hem de sözel yeteneklerinin, anlama ve kendilerini ifade etme kabiliyetlerinin gelişmesine katkı sağladığı için bundan sonraki haftalarda da fırsat buldukça "Kavram Sohbetleri" yapmak istiyorum. Bu sohbetleri kavram sohbetleri etiketi ve başlığıyla ayrı yazılar olarak blogta yayımlamayı planlıyorum.


H Ceviz Nine şarkısına kendisi söz eklemiş, onu dinleyerek Drama Projemize başladık;

Şarkının aslı; 

Ceviz nine dolaba ceviz de saklamış
şık şık şık şık
Ceviz de saklamış
şık şık şık şık

Bunu gören fareler yemeye de başlamış
lak lok lak lok
Yemeye de başlamış
lak lok lak lok

1,2,3 derken torba da sallanmış
şık şık şık şık
Torba da sallanmış
şık şık şık şık

Bunu gören ceviz nine bütün gün ağlamış
üüüüü, üüüüü
Bütün gün ağlamış
üüüüü, üüüüü

H'nin sözleriyle devamı;

Ceviz nine farelere bir oyun oynamış
lak lok lak lok
Bir oyun oynamış
lak lok lak lok

Bunu anlayan fareler kaçmaya da başlamış
şık şık şık şık
Kaçmaya da başlamış
şık şık şık şık

Kendi tuzağına düşen ceviz nine çok üzülmüş
üüüüü, üüüüü
Çok üzülmüş
üüüüü, üüüüü

Drama Projemiz artık bir proje olarak ciddi adımlarla ilerlediği için onu ayrı bir yazı olarak yazıyorum. İlk yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz

Sağdaki etiketlerden Drama Projesi "Ceviz Nine" etiketine tıklayarak istediğiniz zaman tüm yazılara ulaşabileceksiniz.

Sevgiler,
Merve


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...