(El ve S'nin spiker olup haberleri sunmasından sonra)
M: Aslında hep beraber de yapabiliriz, tiyatro yapabiliriz !?...
Merve: Nasıl yapabilirsiniz?
H: Yedi Cüceleri yapabiliriz.
Merve: Kendiniz de bir şeyler üretip oynayabilir misiniz?
M: "Ceviz Nine"yi yapabiliriz (atölyede oynadığı ilk malzemeler olan kumaşlarla "nine" olmuştu).
Merve: Harika bir fikir!
"Ben ceviz nine olmak istiyorum!" nidaları :)
Merve: Peki başka kimler vardı o şarkıda?
"Fareler... Dolap!.."
Biri "Ceviz Nine" oldu. Diğerleri de fareler ve dolap! :)
(Dönüşümlü olarak Ceviz Nine olacakları konusunda fikir birliğine vardık.)
Sabah kumaşlarla nine olan tecrübeli M El'i Ceviz nine olması için hazırlamaya başladı. Diğerleri de kendi kostümlerini kumaşlarla yapmaya başladılar.
Ve 3-2-1-Motor!
Bir yandan şarkıyı öğrenirken bir yandan oyunu oynamaya başladılar. Hem kikirdediler, hem oynadılar. Şarkıyla beraber, diyalogsuz, sessiz sinema kıvamında bir oyun çıktı ortaya. Chaplin filmleri gibi :D
İlk atölyemizde çocuklara öğrettiğim "Ceviz Nine" şarkısını tiyatro oyununa çevirmek isteyen çocuklarla o gün drama çalışmalarına başlamıştık. Karakterleri paylaşıp kostümlerini hazırlamaktan, bir yandan şarkıyı söyleyip diğer taraftan sözleri dramalaştırmaktan oldukça keyif almışlardı. Oyunlarını daha da geliştirip kostümler dikerek annelerine oynamak istediklerini söylemişlerdi.
Bu atölyede de bir yandan "Bizim Atölyemiz" tablosunu yaparken konu bir ara tiyatro oyunumuza geldi;
El: Ceviz Ninenin tiyatrosunu gölge oyunuyla da yapabiliriz!
Merve: Nasıl yapabilirsiniz?
El: İşte böyle...
Masanın üzerine tülü yerleştirip arkasına lambayı koydu ve ışığı açarak gölge oyunu oluşturdu. (bu projenin tüm yazılarında olacak olan yukarıdaki fotoğraf)
H: Biz oraya nasıl sığacağız E?
El: Bilmem... O zaman biz de kuklalarla yaparız. Fare kuklası, nine kuklası...
Ceviz nine oyunuyla ilgili bu fikir burada kaldı. El çok heyecanlanmıştı, arkadaşları ise tabloyu yapmaya odaklanmıştı o sırada. El bir önceki çalışmada kostümleri hazırlamak için kumaşları dikebileceğimizi de söyleyen kişiydi. Kostüm ya da kukla, bu projede dikim olacağa benziyor. İleriki aşamalarda çocukları, özellikle de El'i bu konuda provoke edebilirim.
Atölyenin sonlarına doğru "Ceviz nine"yi oynamak için çok heyecanlanan, hemen kumaşlara koşup kostümler yapmak isteyen çocuklara ilk önce oturup nasıl yapacağımızı konuşmayı teklif ettim.
Kimin hangi karakteri canlandıracağı belli değildi. Hatta oyunda hangi karakterlerin olduğu da karışıktı. Bu karışıklığı düzeltmek için önce karakterlerin kimler olduğunu sordum. Bir liste çıkarmaya başladık;
Karakter Listesi:
- Ceviz Nine
- Fareler
- Torba Başı (!)
Kafalar biraz karışıktı anlayacağınız. Bu sohbeti yapmamız o nedenle çok iyi oldu. Cevizleri ve dolabı ilk olarak karakterlerden biri gibi söyleyip daha sonra vazgeçip üzerini çizdirdiler.
Aslında bence daha da önemlisi şuydu, şarkıda geçmemesine rağmen "Torba Başı" gibi bir karakter ortaya çıkmıştı geçen haftadan beri. Bu karakteri geçen hafta için atölyemize katılan N üretmişti. Kendisi de onu canlandırmıştı. Ancak neydi ki bu "Torba Başı"? Nasıl bir karakterdi?
H: Torba başı da torbaları taşıyan fare... diyerek kalkıp taklidini yaptı.
Torba başı bir fare idi! Geçen hafta ise kimse kim olduğunu sormamıştı ancak biri sorsaydı eğer, torba başının fareden çok dolap olduğunu söylerdik. (Videoda geçen haftaki torba başının dolap gibi bir köşede beklediği görülüyor)
Torba başının farelerin içinden torbayı taşıyan fare olduğunu kararlaştırdıktan sonra oyunu yazmaya başladık, El, H ve S söylediler, benim de yazmamı istediler;
Ceviz Nine: Ben bunları saklayayım da fareler yemesin. (cevizleri saklar)
Hala içim rahat değil, belki fareler yiyebilir.
Fare 1: Bakın arkadaşlar, ceviz nine ceviz saklamış, görmeden aşıralım da yiyelim.
Fare 2: Tamam arkadaşlar, diğer farelere de haber verelim.
Fare 3: Bence ben "gözlemci fare" olayım da, siz girin, ben dışarıda kalıp ceviz nineyi gözleyeyim. (H'nin fikri)
Fare 1: Arkadaşlar unutmayalım, bunları bölüşeceğiz!
Fareler torbanın yanına gider.
Torba Başı: Arkadaşlar, hızlı olun da ceviz nine bizi görmesin...
Bu noktada çocukları durdurdum. Olaylar daha karışmadan buraya kadar yazdıklarımızı oynamayı önerdim. S ceviz nine olmak istedi, H ceviz ninenin gelip gelmediğine bakan gözlemci fare oldu, El torba başı, AY de fare oldu ve oyuna başladık:
CN : Ceviz Nine (S)
GF : Gözlemci Fare (H)
TB : Torbacı Başı (El)
Fare 1 : AY
3-2-1-MOTOR
(Ceviz nine olan S cevizleri ağaçtan toplayarak oyuna başladı! Eve girip cevizlerini saklar)
CN: Çok topladım, bu cevizler benim kış için lazım. Kışın yerim de daha iyi olur. Bunları dolaba dökeyim kimse görmesin...
H'den sufle: Burada senin için rahat değil, fareler her an yiyebilir.
CN: Fareler burada bunları her an yiyebilir. Bence ben başka dolaba saklayayım, dolabı kilitleyeyim.
(evden çıkarken) Ben şimdi gideyim, fareler gelmesin. Bu evi ilaçlayayım, fareler gitsin!
GF: Arkadaşlar, arkadaşlar ceviz nine dolaba ceviz saklamış. Haydi gidelim biraz da yiyelim!
TB: (elinde torbasıyla) Ama evi ilaçlamış herhalde, baksana kokuyaaa...
GF: Boşver burnumuzu kapatırız.
(Elleriyle burunlarını tuttular)
TB: Ya da maske takalım!
(Maske takar gibi yaptılar)
GF: (TB'na) Sen dışarıda dur ben de getiriyorum cevizleri!
(TB elindeki poşeti GF'ye verdi. GF ve AY içeri girdiler)
GF: Haydi, kuyruğumuzla açtık, çık çık çık (kilidi kuyruğuyla açtı)
(Cevizleri torbaya koyup çıktılar.)
A.Y burnunu kapa, ev ilaçlanmış!
Torbacı başı al, çabuk...
Kestik! ...
Buraya kadar yazmıştık, buraya kadar oynadık.
Yeni yeni fikirler çıktı oynarken çocuklardan.
Peki siz de ters giden bir şeyler fark ettiniz mi?
İpucu vereyim, karakterleri iyi takip ettiniz mi?
Etmediniz mi? Tekrar okumak isteyenler için oyalanıyorum şu anda :))
Şimdi şöyle açıklayayım, çocuklar yazarken karakterleri oluşturduklarında görev tanımlamalarını da yapmışlardı. Ancak oynarken oyunun heyecanıyla karakterler birbirine karıştı, gözlemci fare içeri girmek istedi torbacı fareyi dışarıda bıraktı. Torbacı fare de buna itiraz etmedi, gözlemci fareye elindeki torbayı uzattı, kendisi gözlemci fare oldu.
Merve: Hmmm... Sizce nasıldı? ... Herkes kendi karakterini oynayabildi mi?
H: Hayır. Ben içeri girdim. ...
Cevap yine H'den gelmişti. Bu soruyu sormamın 2 nedeni vardı;
1. Oyunun kuralları varsa, o kurallara sadık kalınmadığında karışıklık çıkacaktır. Kaos ortamının oluşmaması için koyduğumuz kurallara uymamız gerekir. Uymayacağımız kuralları, sınırları neden koyarız? Karakterlerin görev tanımlarını neden yaparız o halde?
Kurallara uymak istemiyorsak serbest çalışma da yapabiliriz, doğaçlama oynayabiliriz.
2. Öte yandan diğerlerinin haklarına, karakterlerine, karar ve isteklerine saygı göstermek de öğrenmemiz gereken ilk şeylerden olmalı. Özgür olmalıyız evet, ama başkalarının özgürlüklerine zarar vermeden.
El, kendini hemen ifade edebilen bir çocuk değil. Sohbetler sırasında fikri olsa dahi arkadaşlarının susmasını bekler. Arkadaşları susmadığında söz hakkı için dayatmaz, konuşamasa da sesi çıkmaz.
Oyunda da kendi karakteri elinden aniden alındığında hemen kabullendi.
Uyum içinde oynamak/çalışmak çocuklar için ne kadar önemli ve gerekliyse, yeri geldiğinde "Hayır!" diyebilmek de o kadar önemli ve gerekli.
Sorum üzerine gelen cevapla bunları anlatmaya başlamadım çocuklara elbette :)
Tekrar oyunu oynamak isteyip istemediklerini sordum. Tabii ki istediler. Senaryomuza bakmasalar da karakterler bu sefer düzeldi ve kendi karakterlerini geliştirmeye başladılar. Bize de önümüzdeki atölyede konuşmaya sohbet konusu çıkmış oldu.
Projemizi daha da geliştirerek oynamaya devam edeceğiz.
Not: "Haklar" ve "özgürlükler" konularında sohbete ihtiyacımız var!





