10 Şubat 2015 Salı

Seben Misafirimiz :))


Geçtiğimiz haftalarda Seben bizimle beraberdi. Çocuklar Seben'e de heyecanla "Ceviz Nine" oyunlarını anlatıp ardından oynamak istediler. Bunun için de kostümlerini hazırlamaya koyulduklarında farelerden biri olan H'ye Seben kostümünü anlatması için provoke edici sorular sordu. Sohbet öyle başladı, bakalım nerelere gitti :))
Önceki hafta oyunları sırasında çektiğim videoyu izleyip üzerinden projeyi Seben'e anlattılar.
H fare olduğunu, kostümünün hazır olduğunu söyleyip Seben'in yanına geldi;

Seben: Fareye benzedin mi sence?

H: Bence oldu. Hani ormanda olurlar ya, her şeyin içine girerler ve rengarenk olmaları gerekir. Ben de o amaçla rengarenk olmak istedim ki, tüm ormanda gideceğim saklanacağım yerle uyumlu olayım diye.

S: Vaav. Fareler rengarenk mi olur?

H: Hayır. Kendi üstümü değiştirerek yaptım.

Merve: Fareler rengarenk mi olur? (sorunun cevabını alamadığımız için tekrar ettim)

H: Olmaz ama fareler de bir iki yapraklarla kendini değiştirebilirler.

Seben: Nasıl değiştirebilirler?

H: Mesela yapraklarını ellerinde tutarak ağaçların içinde saklanabilirler.

Seben: Hmmm. Güzelmiş. Peki, sen bunu böyle düşünerek bir kostüm seçtin kendine.

H: Evet.

Seben: Güzelmiş. Peki kostümündeki hangi renkleri neye benzeterek seçtin?

H: Düşünmem gerekiyor biraz.

Seben: Düşünmeden mi seçtin acaba?

H: Bunları, bu ikisini rengarenk çiçekler için seçtim. Bunu güller için seçtim. Hani beyaz güllerde olur ya, ya da papatyalar. Bunları onlar için seçtim. Bunları da gece için seçtim.

Seben: Vaay, güzelmiş. Merve, bak kostümünü neyleri düşünerek seçmiş. diyerek beni yanlarına çağırdılar.

Merve: Nasıl seçtiğini anlatabilir misin bir daha, ben AY ile konuşurken duyamadım.

H: Hmm, bunları yaprakları düşünerek seçtim, elimde tutarak ağaçların içinde ya da ne desem, ağaçların içinde saklanabilirim. Böğürtlenlerin arasında saklanabilirim.

Seben: Peki kıyafetlerini neye göre seçtin, onu anlat bir de...

H: Neye göre seçtim desem...

Seben: Az önce anlattın ya hani...

H: Mesela hani, ne desem... Saklanıyorum ya, gözükmemek için, belli olmamak için... Belki Ceviz Nine çok iyi gören birisidir, keskin gözlü olan birisidir...

Merve: Sen hangi fare idin?

H: Gözlemci... Şimdi durun, açıklıyorum ne için seçtiğimi. Bunları çiçekler için, bu güller için, bu papatya için, bu da gece için...

Okullar olmasa da çocukların akılları karışmasa bu kadar diyorum bazen.. Çocukların hayal güçleri öyle güzel ki... Okul kullanmalarını unutturuyor. Daha da fazlasını yapıyor aslında.

Seben'le bir de "Müziği Çizme" çalışması yaptık. Çocuklardan müziği dinlerken ne hissettiklerini çizmelerini istedik. Hayal güçlerini çalıştırmaya davetti bu çalışma.

S ilk önce şarkının sözlerini çizeceğini düşünüp sözlerin gelmesini bekledi. Sözler yabancı olunca;
S: İyi de anlamıyoruz ki sözleri, ben İngilizce bilmiyorum. Nasıl çizeceğim?


Birbirlerinden etkilenmemeleri için başka yerlerde çizimlerini yapabileceklerini söyledik. Herkes bir yer beğendi kendine.

E duyduğu enstrümanları ve onları çalanları çizerek notaları kağıdına gelişigüzel serpiştirdi.
H müziğin onda nasıl hissettirdiğini, dans eden kızları çizerek anlattı.
AY henüz karalama döneminde.

Her biri farklı şeyler duydu, farklı hissetti ve birbirinden apayrı çizimler ortaya çıkardı.
Biri diğerinden daha doğru ya da daha yanlış değil.
Hepsi değerli ve hepsi başka bir şeye işaret ediyor.
Hepsi başka hikaye anlatıyor.
Sadece daha fazla dinlememiz gerek.

21 Ocak 2015 Çarşamba

Drama Projesi "Ceviz Nine"

İLK HAFTA

(El ve S'nin spiker olup haberleri sunmasından sonra)


M: Aslında hep beraber de yapabiliriz, tiyatro yapabiliriz !?...

Merve: Nasıl yapabilirsiniz?

H: Yedi Cüceleri yapabiliriz.

Merve: Kendiniz de bir şeyler üretip oynayabilir misiniz?

M: "Ceviz Nine"yi yapabiliriz (atölyede oynadığı ilk malzemeler olan kumaşlarla "nine" olmuştu).

Merve: Harika bir fikir!

"Ben ceviz nine olmak istiyorum!" nidaları :)

Merve: Peki başka kimler vardı o şarkıda?

"Fareler... Dolap!.."

Biri "Ceviz Nine" oldu. Diğerleri de fareler ve dolap! :)
(Dönüşümlü olarak Ceviz Nine olacakları konusunda fikir birliğine vardık.)

Sabah kumaşlarla nine olan tecrübeli M El'i Ceviz nine olması için hazırlamaya başladı. Diğerleri de kendi kostümlerini kumaşlarla yapmaya başladılar.

Ve 3-2-1-Motor!

Bir yandan şarkıyı öğrenirken bir yandan oyunu oynamaya başladılar. Hem kikirdediler, hem oynadılar. Şarkıyla beraber, diyalogsuz, sessiz sinema kıvamında bir oyun çıktı ortaya. Chaplin filmleri gibi :D


İlk atölyemizde çocuklara öğrettiğim "Ceviz Nine" şarkısını tiyatro oyununa çevirmek isteyen çocuklarla o gün drama çalışmalarına başlamıştık. Karakterleri paylaşıp kostümlerini hazırlamaktan, bir yandan şarkıyı söyleyip diğer taraftan sözleri dramalaştırmaktan oldukça keyif almışlardı. Oyunlarını daha da geliştirip kostümler dikerek annelerine oynamak istediklerini söylemişlerdi. 


Bu atölyede de bir yandan "Bizim Atölyemiz" tablosunu yaparken konu bir ara tiyatro oyunumuza geldi;
El: Ceviz Ninenin tiyatrosunu gölge oyunuyla da yapabiliriz!

Merve: Nasıl yapabilirsiniz?

El: İşte böyle...

Masanın üzerine tülü yerleştirip arkasına lambayı koydu ve ışığı açarak gölge oyunu oluşturdu. (bu projenin tüm yazılarında olacak olan yukarıdaki fotoğraf)


H: Biz oraya nasıl sığacağız E?

El: Bilmem... O zaman biz de kuklalarla yaparız. Fare kuklası, nine kuklası...

Ceviz nine oyunuyla ilgili bu fikir burada kaldı. El çok heyecanlanmıştı, arkadaşları ise tabloyu yapmaya odaklanmıştı o sırada. El bir önceki çalışmada kostümleri hazırlamak için kumaşları dikebileceğimizi de söyleyen kişiydi. Kostüm ya da kukla, bu projede dikim olacağa benziyor. İleriki aşamalarda çocukları, özellikle de El'i bu konuda provoke edebilirim.


Atölyenin sonlarına doğru "Ceviz nine"yi oynamak için çok heyecanlanan, hemen kumaşlara koşup kostümler yapmak isteyen çocuklara ilk önce oturup nasıl yapacağımızı konuşmayı teklif ettim.

Kimin hangi karakteri canlandıracağı belli değildi. Hatta oyunda hangi karakterlerin olduğu da karışıktı. Bu karışıklığı düzeltmek için önce karakterlerin kimler olduğunu sordum. Bir liste çıkarmaya başladık;

Karakter Listesi:

- Ceviz Nine
- Fareler
- Torba Başı (!)
- Cevizler
- Dolap

Kafalar biraz karışıktı anlayacağınız. Bu sohbeti yapmamız o nedenle çok iyi oldu. Cevizleri ve dolabı ilk olarak karakterlerden biri gibi söyleyip daha sonra vazgeçip üzerini çizdirdiler.

Aslında bence daha da önemlisi şuydu, şarkıda geçmemesine rağmen "Torba Başı" gibi bir karakter ortaya çıkmıştı geçen haftadan beri. Bu karakteri geçen hafta için atölyemize katılan N üretmişti. Kendisi de onu canlandırmıştı. Ancak neydi ki bu "Torba Başı"? Nasıl bir karakterdi? 



H: Torba başı da torbaları taşıyan fare... diyerek kalkıp taklidini yaptı.

Torba başı bir fare idi! Geçen hafta ise kimse kim olduğunu sormamıştı ancak biri sorsaydı eğer, torba başının fareden çok dolap olduğunu söylerdik. (Videoda geçen haftaki torba başının dolap gibi bir köşede beklediği görülüyor)

Torba başının farelerin içinden torbayı taşıyan fare olduğunu kararlaştırdıktan sonra oyunu yazmaya başladık, El, H ve S söylediler, benim de yazmamı istediler;

Ceviz Nine: Ben bunları saklayayım da fareler yemesin. (cevizleri saklar) 
                  Hala içim rahat değil, belki fareler yiyebilir.

Fare 1: Bakın arkadaşlar, ceviz nine ceviz saklamış, görmeden aşıralım da yiyelim.

Fare 2: Tamam arkadaşlar, diğer farelere de haber verelim.

Fare 3: Bence ben "gözlemci fare" olayım da, siz girin, ben dışarıda kalıp ceviz nineyi gözleyeyim. (H'nin fikri)

Fare 1: Arkadaşlar unutmayalım, bunları bölüşeceğiz!

Fareler torbanın yanına gider.

Torba Başı: Arkadaşlar, hızlı olun da ceviz nine bizi görmesin...


Bu noktada çocukları durdurdum. Olaylar daha karışmadan buraya kadar yazdıklarımızı oynamayı önerdim. S ceviz nine olmak istedi, H  ceviz ninenin gelip gelmediğine bakan gözlemci fare oldu, El torba başı, AY de fare oldu ve oyuna başladık:

CN : Ceviz Nine (S)
GF : Gözlemci Fare (H)
TB : Torbacı Başı (El)
Fare 1 : AY

3-2-1-MOTOR

(Ceviz nine olan S cevizleri ağaçtan toplayarak oyuna başladı! Eve girip cevizlerini saklar)

CN: Çok topladım, bu cevizler benim kış için lazım. Kışın yerim de daha iyi olur. Bunları dolaba dökeyim kimse görmesin...

H'den sufle: Burada senin için rahat değil, fareler her an yiyebilir.

CN: Fareler burada bunları her an yiyebilir. Bence ben başka dolaba saklayayım, dolabı kilitleyeyim. 
       (evden çıkarken) Ben şimdi gideyim, fareler gelmesin. Bu evi ilaçlayayım, fareler gitsin!

GF: Arkadaşlar, arkadaşlar ceviz nine dolaba ceviz saklamış. Haydi gidelim biraz da yiyelim!

TB: (elinde torbasıyla) Ama evi ilaçlamış herhalde, baksana kokuyaaa...

GF: Boşver burnumuzu kapatırız. 
(Elleriyle burunlarını tuttular)

TB: Ya da maske takalım!
(Maske takar gibi yaptılar)

GF: (TB'na) Sen dışarıda dur ben de getiriyorum cevizleri!

(TB elindeki poşeti GF'ye verdi. GF ve AY içeri girdiler)

GF: Haydi, kuyruğumuzla açtık, çık çık çık (kilidi kuyruğuyla açtı)
       (Cevizleri torbaya koyup çıktılar.)
       A.Y burnunu kapa, ev ilaçlanmış!
       Torbacı başı al, çabuk...

Kestik! ...

Buraya kadar yazmıştık, buraya kadar oynadık.

Yeni yeni fikirler çıktı oynarken çocuklardan.

Peki siz de ters giden bir şeyler fark ettiniz mi?

İpucu vereyim, karakterleri iyi takip ettiniz mi?

Etmediniz mi? Tekrar okumak isteyenler için oyalanıyorum şu anda :))

Şimdi şöyle açıklayayım, çocuklar yazarken karakterleri oluşturduklarında görev tanımlamalarını da yapmışlardı. Ancak oynarken oyunun heyecanıyla karakterler birbirine karıştı, gözlemci fare içeri girmek istedi torbacı fareyi dışarıda bıraktı. Torbacı fare de buna itiraz etmedi, gözlemci fareye elindeki torbayı uzattı, kendisi gözlemci fare oldu.

Merve: Hmmm... Sizce nasıldı? ... Herkes kendi karakterini oynayabildi mi?

H: Hayır. Ben içeri girdim. ...

Cevap yine H'den gelmişti. Bu soruyu sormamın 2 nedeni vardı;
1. Oyunun kuralları varsa, o kurallara sadık kalınmadığında karışıklık çıkacaktır. Kaos ortamının oluşmaması için koyduğumuz kurallara uymamız gerekir. Uymayacağımız kuralları, sınırları neden koyarız? Karakterlerin görev tanımlarını neden yaparız o halde?
Kurallara uymak istemiyorsak serbest çalışma da yapabiliriz, doğaçlama oynayabiliriz.

2. Öte yandan diğerlerinin haklarına, karakterlerine, karar ve isteklerine saygı göstermek de öğrenmemiz gereken ilk şeylerden olmalı. Özgür olmalıyız evet, ama başkalarının özgürlüklerine zarar vermeden.
El, kendini hemen ifade edebilen bir çocuk değil. Sohbetler sırasında fikri olsa dahi arkadaşlarının susmasını bekler. Arkadaşları susmadığında söz hakkı için dayatmaz, konuşamasa da sesi çıkmaz.
Oyunda da kendi karakteri elinden aniden alındığında hemen kabullendi.
Uyum içinde oynamak/çalışmak çocuklar için ne kadar önemli ve gerekliyse, yeri geldiğinde "Hayır!" diyebilmek de o kadar önemli ve gerekli.

Sorum üzerine gelen cevapla bunları anlatmaya başlamadım çocuklara elbette :)

Tekrar oyunu oynamak isteyip istemediklerini sordum. Tabii ki istediler. Senaryomuza bakmasalar da karakterler bu sefer düzeldi ve kendi karakterlerini geliştirmeye başladılar. Bize de önümüzdeki atölyede konuşmaya sohbet konusu çıkmış oldu.

Projemizi daha da geliştirerek oynamaya devam edeceğiz.

Not: "Haklar" ve "özgürlükler" konularında sohbete ihtiyacımız var!

20 Ocak 2015 Salı

Kavram Sohbetleri - iyi & Kötü


Merve: İyi ne demek?

H: Mesela birisi çok yardıma ihtiyacı var, mesela yatacağı yer yok, mesela ona verebilirsin.. Giyeceği elbise yok, sürekli yırtılmış, mesela kullanmadığın elbiseleri verebilirsin. Bu Afrika'larda oluyor, hani okuduğumda, öyle yardımlarda bulunabilirsin.

S: Mesela hani yaşlılar var ya, mesela onların beli ağrıyorlar, mesela pazardan geliyorlar, belleri ağrıyor, mesela onlara bir yardım edebiliriz, onları taşıyabiliriz evine kadar götürebiliriz. Mesela çocuk öksüz kalmış, bir şeysi yok, hiç bir şeyi yok, böyle ağlıyor, zırlıyor, mesela ona bir şey verebiliriz.

E: Güzel şeyler... Mesela yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmek...

O sırada AY yanımıza geldi ve konuyu kesti, ben de ona sordum soruyu;

Merve: İyi ne demek?

AY(3,5): Bacağı ağrıyanların, çok meyve doldurmuş pazar arabasına, ve daaa bu kadar, beli ağrıyor...

Merve: Peki kötü ne demek?

AY: Kötü... Ağlayanların... Ağlayanların...

Merve: Hmm.. Ağlayanların? 
...
Merve: Kötü mü hissediyorlar?

AY: Evet.

Merve: Peki sizce kötü ne demek?

S: Mesela arkadaşın ağlıyor, mesela sen onu itmişsin, kendi kendine böyle yokuştan yuvarlanmış. O zaman ona bir yardım etmelisin, annesine götürmelisin.

Merve: Kötü ne demek ama?

S: Mesela ona yardım etmeyen. Ona vuran.

H: Ona zarar veren. Hırsızlık yapan, yalan söyleyen, insanların canını inciten... Mesela sürekli saygısız davranan, argo kelimeler kullanan...

(O sırada E parmak kaldırıp arkadaşlarının sözünün bitmesini bekliyor)

E: Çirkin kelimeler kullanan, iyi olmayan davranışlarda bulunan...

Merve: Kötülük neden kötü?

S: Çünkü her şeyin ters gider.

Merve: Ters gider.. Nasıl ters gider?

S: Kötü davranış yaparsan, mesela içine başka bir şey yaparsan, mesela en iyisini atarsan, mesela onun ortasını daha iyi yapman gerekir. Ama çok şey yaparsan (gülmeye başladılar) böyle arkadaşlarına da şey olur...

Merve: Ne olur?

S: (H'ye baktı, H "ayıp" dedi) Ayıp olur.

Merve: Ayıp ne demek? 

S: Ayıııpp..

H: Ayıp olmaaaz!

Merve: Ayıp ne demek peki?

H: Ayıp... Ne demek... Mesela çok kötü bir şey yapıyorsun, utanmadan böyle bir şeyler yapıyorsun arkadaşına karşı, buna ayıp deniyor. Çok ayıp yani.

S: Öğretmenine de bir ayıplık yapıyorsun yani...


"Bizim Atölyemiz" ve "Kavram Sohbetleri"


Çocuklar bir önceki atölyede kararlaştırdıkları gibi "Bizim Atölyemiz" tabelası için malzemelerini hazırlamış, heyecanla yapmayı bekliyorlardı. Ben de o günün müziğini açtım ve masaya yanlarına oturdum. Sohbeti de o sırada yapmaya başladık. Bir önceki haftada kar tatilinde neler yaptıklarını, karla nasıl oynadıklarını anlattılar. İçlerinden biri müziğin kendisinde oluşturduğu hissi anlattı;

H: Bu şarkı insana konsantre veriyormuş gibi... Hani filmlerde olur ya, hani cesaretlenirler ya, prens prensesi kurtarır... Onun gibi...

Müziğin etkisi atölye çalışmalarında gerçekten belli oluyor. Ortam daha bir sakinleşiyor, karmaşadan uzaklaşıyor. Anlatmak istediklerini daha iyi anlatabiliyorlar, her dillerini (söz, yazı, resim, hareket, dans vs.) daha iyi kullanabiliyorlar. Çocuklar daha fazla odaklanarak işlerini yapıyorlar, H'nin de dediği gibi. O günün müziğini dinlemek isterseniz tıklayınız. Videosunu projektör ile büyük duvarımıza yansıtmış, bir yandan sohbet edip bir yandan çalıştığımızı düşleyebilirsiniz...

Çocuklar birlikte hazırladıkları "Bizim Atölyemiz" tablosunu atölyede kapıdan girince en görünür olacak yere asmakta karar kıldılar. Bunun için H tabloyu tutarken biz de atölyeden çıkıp tekrar kapıdan içeri girdik ve tablonun görünürlüğünü onayladık :)

"Bizim Atölyemiz" tablosunu yaparken konu bir ara tiyatro oyunumuza geldi;

E: Ceviz Ninenin tiyatrosunu gölge oyunuyla da yapabiliriz!

Merve: Nasıl yapabilirsiniz?

E: İşte böyle...

Masanın üzerine tülü yerleştirip arkasına lambayı koydu ve ışığı açarak gölge oyunu oluşturdu.


H: Biz oraya nasıl sığacağız E?

E: Bilmem... O zaman biz de kuklalarla yaparız. Fare kuklası, nine kuklası...

Ceviz nine oyunuyla ilgili bu fikir burada kaldı. E çok heyecanlanmıştı, arkadaşları ise tabloyu yapmaya odaklanmıştı o sırada. E bir önceki çalışmada kostümleri hazırlamak için kumaşları dikebileceğimizi de söylemişti. Kostüm ya da kukla, bu projede dikim olacağa benziyor. İleriki aşamalarda çocukları, özellikle de E'yi bu konuda provoke edebilirim. (Ceviz nine oyunu atölyenin sonunda tekrar hız kazandı)


Tabloyu yaparken sohbet sırasında onlara bir kitap getirdiğimi de söyledim. Çocuklarla "İyi" ve "Kötü" kavramları üzerine konuşmak için getirmiştim bu kitabı. E de kendi kitabından şiirler okumak istediklerini söyledi. Tablo bitince önce onlar o kitaptan sırayla şiir okumak istediler. Daha sonra da benim kitabımı okuyup sohbete başladık;

Merve: İyi ne demek?

H: Mesela birisi çok yardıma ihtiyacı var, mesela yatacağı yer yok, mesela ona verebilirsin.. Giyeceği elbise yok, sürekli yırtılmış, mesela kullanmadığın elbiseleri verebilirsin. Bu Afrika'larda oluyor, hani okuduğumda, öyle yardımlarda bulunabilirsin.

S: Mesela hani yaşlılar var ya, mesela onların beli ağrıyorlar, mesela pazardan geliyorlar, belleri ağrıyor, mesela onlara bir yardım edebiliriz, onları taşıyabiliriz evine kadar götürebiliriz. Mesela çocuk öksüz kalmış, bir şeysi yok, hiç bir şeyi yok, böyle ağlıyor, zırlıyor, mesela ona bir şey verebiliriz.

E: Güzel şeyler... Mesela yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmek...

O sırada AY yanımıza geldi ve konuyu kesti, ben de ona sordum soruyu;

Merve: İyi ne demek?

AY(3,5): Bacağı ağrıyanların, çok meyve doldurmuş pazar arabasına, ve daaa bu kadar, beli ağrıyor...

Merve: Peki kötü ne demek?

AY: Kötü... Ağlayanların... Ağlayanların...

Merve: Hmm.. Ağlayanların? 
...
Merve: Kötü mü hissediyorlar?

AY: Evet.

Merve: Peki sizce kötü ne demek?

S: Mesela arkadaşın ağlıyor, mesela sen onu itmişsin, kendi kendine böyle yokuştan yuvarlanmış. O zaman ona bir yardım etmelisin, annesine götürmelisin.

Merve: Kötü ne demek ama?

S: Mesela ona yardım etmeyen. Ona vuran.

H: Ona zarar veren. Hırsızlık yapan, yalan söyleyen, insanların canını inciten... Mesela sürekli saygısız davranan, argo kelimeler kullanan...

(O sırada E parmak kaldırıp arkadaşlarının sözünün bitmesini bekliyor)

E: Çirkin kelimeler kullanan, iyi olmayan davranışlarda bulunan...

Merve: Kötülük neden kötü?

S: Çünkü her şeyin ters gider.

Merve: Ters gider.. Nasıl ters gider?

S: Kötü davranış yaparsan, mesela içine başka bir şey yaparsan, mesela en iyisini atarsan, mesela onun ortasını daha iyi yapman gerekir. Ama çok şey yaparsan (gülmeye başladılar) böyle arkadaşlarına da şey olur...

Merve: Ne olur?

S: (H'ye baktı, H "ayıp" dedi) Ayıp olur.

Merve: Ayıp ne demek? 

S: Ayıııpp..

H: Ayıp olmaaaz!

Merve: Ayıp ne demek peki?

H: Ayıp... Ne demek... Mesela çok kötü bir şey yapıyorsun, utanmadan böyle bir şeyler yapıyorsun arkadaşına karşı, buna ayıp deniyor. Çok ayıp yani.

S: Öğretmenine de bir ayıplık yapıyorsun yani... 

Çocuklarla bu gibi kavramları sohbetler açarak konuşmak hem onların bu kavramlar üzerine daha fazla düşünüp yoğunlaşmasına hem de sözel yeteneklerinin, anlama ve kendilerini ifade etme kabiliyetlerinin gelişmesine katkı sağladığı için bundan sonraki haftalarda da fırsat buldukça "Kavram Sohbetleri" yapmak istiyorum. Bu sohbetleri kavram sohbetleri etiketi ve başlığıyla ayrı yazılar olarak blogta yayımlamayı planlıyorum.


H Ceviz Nine şarkısına kendisi söz eklemiş, onu dinleyerek Drama Projemize başladık;

Şarkının aslı; 

Ceviz nine dolaba ceviz de saklamış
şık şık şık şık
Ceviz de saklamış
şık şık şık şık

Bunu gören fareler yemeye de başlamış
lak lok lak lok
Yemeye de başlamış
lak lok lak lok

1,2,3 derken torba da sallanmış
şık şık şık şık
Torba da sallanmış
şık şık şık şık

Bunu gören ceviz nine bütün gün ağlamış
üüüüü, üüüüü
Bütün gün ağlamış
üüüüü, üüüüü

H'nin sözleriyle devamı;

Ceviz nine farelere bir oyun oynamış
lak lok lak lok
Bir oyun oynamış
lak lok lak lok

Bunu anlayan fareler kaçmaya da başlamış
şık şık şık şık
Kaçmaya da başlamış
şık şık şık şık

Kendi tuzağına düşen ceviz nine çok üzülmüş
üüüüü, üüüüü
Çok üzülmüş
üüüüü, üüüüü

Drama Projemiz artık bir proje olarak ciddi adımlarla ilerlediği için onu ayrı bir yazı olarak yazıyorum. İlk yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz

Sağdaki etiketlerden Drama Projesi "Ceviz Nine" etiketine tıklayarak istediğiniz zaman tüm yazılara ulaşabileceksiniz.

Sevgiler,
Merve


28 Aralık 2014 Pazar

Atölyede ilk Gün :) - "Bizim Atölye"

Bu hafta Reggio Emilia ilhamlı atölyemizin ilk gününü yaşadık. Çocuklarla tanışma nasıl olacak, ilk gün nasıl geçecek diye merak ederken bir baktım atölye başlamış ve bitmiş. Çocuklar önceden de tanıştıkları için öyle çabuk kaynaştılar ki, hemen projeler üretmeye başladılar bile. Yaşlarının etkisi de önemli, ancak bence "hayal gücü" yeteneklerinin hala var olması ve Reggio ilhamlı çevre ile fikir üretme becerilerinin körüklenip ortaya çıkmasının bunda etkisi daha fazla.

Atölye sonunda bir şeyler atıştırırken çocuklara atölye hakkında sorular sorduğumda H: "Öyle çabuk alıştık ki, sabah seni tanımıyorduk, şimdi bir sürü şey yapmış olduk, projeler ürettik." yorumu günü özetliyor aslında.

Peki neler yaptık? Nasıl bir süreç yaşadık?

Her şeyden önce çocukların yaşlarını yazmak istiyorum.

AY (E) - 3,5
Eg  (E) - 4
El   (K) - 8
S    (K) - 8
A   (K) - 9
H   (K) - 10
M  (E) - 10
N   (K) - 10

Sabah atölyenin son halini ortaya çıkarmak için çocuklardan evvel atölyeye gittim, onlar da yavaştan gelmeye başladılar. Bir kısmı hala gelmemişken gelenlerden ikisi etrafımda dolanıyorlardı. Ben de önce M'den ve N'den, sonra da tüm çocuklardan yardım istedim. En çok M ve N ilgilenip fikirler üretti.

Merve: Şimdi bu çiviye ipi bağlamam gerek, ancak çektiğimde ip çıkıyor. Nasıl yapsam çıkmaz? Bir fikriniz var mı? Ben düşündüm ve bulamadım.

M: Çiviyi daha yatay çakarsak ipin sağlam kalır.

Ki haklıydı. Ancak ben duvara zarar vermek istemediğimi belirtip başka nasıl olabileceğini sordum.

M: Çivinin ucuna engel koyabiliriz. Kerpetenle yapabiliriz.

N: Çivinin ön tarafına ipi sarıp engel yapabiliriz.

Kerpetenimiz olmadığı için N'nin dediğini denedim, ipi çiviye bağladıktan sonra düğümün önüne ipi iyice doladım ve sağlamlaştı. Çocukların atölyeye ilk katkısı :)

Herkes tamamlandığında oturup sohbetle atölyeye başladık. Elbette ilk sohbet konumuz tanışma oldu. Herkes kendini tanıttı. Ben de kendimi ve atölyeyi tanıttım. Atölyede uymamız gereken en basit kurallardan bahsedip nedenleri hakkında konuştuk; 1. Birbirimize ve atölyedeki malzemelere zarar vermememiz gerektiği -bu kural özellikle pek geçinemeyen iki küçük içindi- 2. Aldığımız oyuncakları yerine koymamız gerektiğiydi -atölye öyle malzemeyle dolu ki, bir karıştı mı toplamanın zor olacağından ve ihtiyaçları olan malzemeleri bulamayacaklarından bahsettiler, kuralın nedenini sorduğumda.

Sohbet sonrası çocuklara bildikleri bir şarkıyı söyleyebilirler mi diye sordum. Kimisi "Ben utanırım söyleyemem." dedi, kimisi bildiği şarkı isimlerini saymaya çalıştı, ancak hep okulda belli günlerde söylenen şarkılar olduğu için, "Hmm.. Ben size bir şarkı öğreteyim mi?" diye teklif getirdim. Böylece hep beraber söyleyebileceğimiz ortak bir şarkımız olacaktı. Fikrimi çok sevdiler, ancak şarkıyı daha da sevdiler :) "Ceviz Nine" şarkısı ilk öğrendiğimiz şarkı oldu.


Daha sonra çocuklara atölyedeki malzemeleri istedikleri gibi kullanabileceklerini, keşfedebileceklerini tekrar hatırlatıp onları gözlemlemeye başladım.


N, El, S, ve AY hep beraber masada sulu boya yapmaya başladılar. Eg de ara ara masada onlara katıldı, ama genelde tek başına da sulu boya yapmayı seviyor. Bu sırada A şönilleri keşfetti, şönillerle şekiller yapmaya başladı. Bunu gören H de şönillerle ve daha sonra çam yapraklarıyla örgü ördü. M de diğer tarafta çeşit çeşit kumaşları deneyip, bir kısmını üzerine başına bağlayıp farklı karakterlere büründü.
İlk zamanlar "etkinlik" kıvamındaki bu oyunlar aslında atölyeye alışma sürecinin de bir parçası olarak görülebilir. Henüz nasıl malzemelerle donatıldığını bilmedikleri bir atölyede çocuklardan kimisi keşfetme sürecine hemen başlarken kimisi daha bildikleri malzeme olan kağıt ve boyalarla bildikleri iş olan resim yapmayı tercih ettiler. Yani kimisi daha cesaretle yeni ufuklara yelken açmaya daha yakındı. Kimisi daha temkinli, bildikleri durgun sularda yüzdü.


Birbirlerinden etkilenerek resim yaptıklarını özellikle gözlemledim. S El'den, El N'den, N de okuldaki temalı resimlerden...
Bakalım bundan sonraki soyut resim çalışmalarımızda nasıl resimler çıkacak ortaya ;)
Yaratıcı fikirlerini ortaya çıkarma konusunda zorlamak istiyorum çocukları.

H kitap köşesinde kitap okurken S ve El daha önce oynadıkları "haber yapma" oyununu oynamak istediklerini söylediler. Arka tarafta tiyatro sahnesi olarak kullandığımız yere geçip istedikleri zaman oynayabileceklerini, isteyen arkadaşlarının da onları izleyebileceğini söyledim. Yine de bir şey eksikti, başlayamadılar. Sanki seyirci bekliyor gibiydiler.

Merve: Hmm... Sizi videoya alayım mı?
diye sorduğumda sonra izleyebilecekleri için daha da heyecanlanıp sahneye geçtiler. İş ciddiye binince diğer çocuklar da izlemeye geldiler.

İlk haber videosu denemesi:

Spiker S: Şok! Şok! Şok!.. Dünyanın en özel haberi başlıyor. İstanbul'da en pahalı bir emzik çalındı. O yüzden size göstermek istiyorum. Buyrun...

Muhabir El: Merhaba sayın seyirciler. Dün İstanbul'da dünyanın en pahalı emziği çalındı. Görüyorsunuz (arkada boş duvarı gösterdi) (gülmeler) ... Neydi?

S: (sufle verdi) çok pahalı...

El: Bu emzik çok pahalı.

S: (sufle vermeye devam) 2 milyar...

El: 2 milyar ediyor tam. Kimin çalındığı tam olarak- kimin çaldığı tam olarak bilinmiyor. (sufle fısıltısı) Çalan bulunursa ... çok, mahkemeye çağırılacak ve büyük bir ceza verilecek. Bir dahaki haberde görüşmek üzere...

2. haber videosu denemesi:

S: Şok! Şok! Şok!.. Dünyanın en özel bir arab(a), gümüş bir emzik çalındı. Bu emzik 2 milyardan da fazla, tam 10 bin liralık bir emzik. Şimdi size bu filmi göstermek istiyorum.

El: Merhaba sayın seyirciler. Dün 12 Ocak Perşembe'de bir gümüş bir emzik çalındı. Bu emzik 2 milyardan pahalı olduğu için kimin çaldığı daha bilinemiyor. Çalınan bulunur, yani kim çaldıysa onu bulursak çok ağır cezalar vereceği belirtiliyor. Görüşürüz.

S: Şok şok şok... Şimdi de dünyanın en ucuz, ama en ucuz bir şeyi söylicez. Ama çok özel bir araba, o kadar parlıyor ki size göstermem lazım.Dün çok kötü bir araba olan bir araba geldi. Bir tane adamın arabası çalındı. Ve şimdi görüntüyü izleyebilirsiniz.

El: Merhaba sayın seyirciler. Az önceki haberde duyduğunuz gibi çok önemli ve çok pahalı bir araba çalındı.Bu araba diğerlerinden de özel. (S sufle vermek istedi) Ama pahalı olduğu ya da ucuz olduğu tam olarak belirtilemiyor. Yani kim biliyorsa bunu, kim biliyorsa ona güzel bir şey, ödül gibi bir şey verilecek. Görüşürüz.

Bu iki deneme de aslında çocukların oyunculuk/sunuculuk konusunda ilgilerinin olduğunu ancak meraklarını geliştirmek için yeterince bu konu üzerine odaklanmadıklarını, çalışma fırsatı bulmadıklarını gösteriyor. Ben de bunu bir fırsat bilerek onları provoke etmeye başladım.

Çocukların hayal güçlerini zorlamak için biraz daha fikirlerini geliştirmelerini istiyordum. Onlarsa aynı tarz haberler yapmaya devam etmeye çalışıyorlardı. Diğer çocuklar da, seyirci de olsalar, onlara yardım etmek için fikirler üretmeye başladılar. "Hmm..." dedim, "Bir düşünelim mi hep beraber oturup, başka nasıl haberler yapabilirsiniz?" S de El de o sırada haberlerini yazmak istediler. Böylece hem akıllarında kalacağını hem de daha düzgün okuyabileceklerini belirttiler. Çünkü video çekimi sırasında konuşmakta ve haber fikirlerini hatırlamakta zorlandıklarının farkındalardı.

Hep beraber masaya oturduk. S yazmaya başladı, beyin fırtınası da başladı. Ve o beyin fırtınası sonunda çocuklardan tiyatro yapma fikri ortaya çıktı. Seyirciden oyuncuya dönmek istiyordu diğer çocuklar da;

M: Aslında hep beraber de yapabiliriz, tiyatro yapabiliriz !?...

Merve: Nasıl yapabilirsiniz?

H: Yedi Cüceleri yapabiliriz.

Merve: Kendiniz de bir şeyler üretip oynayabilir misiniz?

M: "Ceviz Nine"yi yapabiliriz (atölyede oynadığı ilk malzemeler olan kumaşlarla "nine" olmuştu).

Merve: Harika bir fikir!

"Ben ceviz nine olmak istiyorum!" nidaları :)

Merve: Peki başka kimler vardı o şarkıda?

"Fareler... Dolap!.."

Biri "Ceviz Nine" oldu. Diğerleri de fareler ve dolap! :)
(Dönüşümlü olarak Ceviz Nine olacakları konusunda fikir birliğine vardık.)
Sabah kumaşlarla nine olan tecrübeli M El'i Ceviz nine olması için hazırlamaya başladı. Diğerleri de kendi kostümlerini kumaşlarla yapmaya başladılar.

Ve 3-2-1-Motor!

Bir yandan şarkıyı öğrenirken bir yandan oyunu oynamaya başladılar. Hem kikirdediler, hem oynadılar. Şarkıyla beraber, diyalogsuz, sessiz sinema kıvamında bir oyun çıktı ortaya. Chaplin filmleri gibi :D

Sonra videoyu izleyecekken yiyecekler geldi, yemek sonrasına bıraktık izlemeyi.

Sofrada sohbet ederken yemeye başladık. Çocuklara atölyeyi nasıl bulduklarını sordum, çok keyif aldıklarını anlatmaya başladılar. Oyunu annelerine de oynamak istediklerini söylediler. Bir sonraki atölyeye yeni fikirler getirip oyunu geliştirebileceklerini söylediğimde,

H: Provalara devam edip daha da güzel oynayabiliriz.

El: Aaa... Aslında kumaşları gerçekten dikip fare kıyafetleri yapabiliriz.

Merve: Evet çok güzel bir fikir, nasıl yapabiliriz bir düşünelim.

O sırada N'den başka bir fikir geldi,

N: Atölyemize isim koyabiliriz.

Merve: Ne olabilir mesela?

"Çalışkanlar atölyesi" "Yıldızlar atölyesi" "Bizim atölye" gibi fikirler üretti çocuklar. Daha objektif bir isim olması için "Bizim Atölyemiz" fikrini ön plana çıkardım. Atölyeyi benimsediklerini açıkça gösterdiği için de bu isim çok hoşuma gitti. Çocuklara sordum bu isim nasıl olur diye, "Bizim atölyemiz" diye benimsediler hakikaten.

El'den atölyenin kapısına "tabela" asma fikri geldi. Bu arada yemek yiyoruz aynı zamanda, hatırlatayım :) Sofra başında tatlı sohbet eşliğinde çok hoş bir sosyalleşme yaşadık.

Atölye benim için de umduğumdan daha verimli ve eğlenceli başladı. Çocukların fikir üretebilmeleri için Çevre gerçekten çok önemli. "Çevre" materyalleri ve sosyal ortamı, sosyal ilişkileri de içinde barındırıyor. Sohbetleri... Soruları... Cevapları... Hepsi bir bütün aslında. Uygun ortamda da çocuğun/insanın merakı, keşfetme-öğrenme isteği tetikleniyor, yaratıcı düşünüp fikirler üretebiliyor ve bunu uygulamaya geçirebiliyor. Belki de uygulayabileceklerini bildikleri için de bu kadar istekle fikirler üretebiliyorlar. Onlara deneme cesaretini de vermek gerekiyor.

Atölye boyunca sohbetlerimiz sırasında onların fikirlerini biraz daha derinden görebilmek için birkaç kavram hakkında "Ne demek?" diye sorular sordum. Çok güzel cevaplar aldım. Video kayıtta olmadığı için diyalogları yazamıyorum maalesef.

Çocukları tanıma aşamasındayım. Bir de teknik aksaklıkları giderdim mi, projelere de iyice başladık mı değmeyin keyfimize :)

Sevgiyle,

MerveSoc

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...